Archive

Archive for the ‘Edebiyat’ Category

Köprü

Aralık 29th, 2008

kopru

Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yaşayan iki erkek kardeş vardı. Günlerden birgün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık başgösterdi. İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen bu anlaşmazlık, giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu. İki kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar.

Read more…

Kıssadan Hisse

Tıkandı Baba

Aralık 5th, 2008

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
Tıkandı Baba, çay getir!..
Tıkandı Baba, kahve getir!..
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;

Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı Baba”ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.
Tıkandı Baba’nın anlattıkları Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına:
“Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz” demiş.
Sultan Mahmut’un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba’ya baklavaları vermişler. Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis.
– “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya.
Taze baklava, güzel baklava!
Bu esnada oradan geçen bir adam baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış.
Müşteri baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış ki her dilimin altında altın var. Ertesi akşam adam acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş.
Müşteri hiçbir şey olmamış gibi: “Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş. Tıkandı Baba da “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı Baba’ya her akşam baklavalar gelmiş ve adam da her akşam Tıkandı Baba’dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut:
“Bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım” deyip Tıkandı Baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan:
– “Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?” demiş.
– Geldi sultanım!
– Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
– Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım.
Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
“Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hadi benimle gel” deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş.
“Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir” demiş. Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda, düştü düşecek. Sultan demiş;
“Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar” demiş ve askerlerden birini çağırmış.
“Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin” demiş.
Padişahın adamları ’peki’ deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler.
Baba, “niçin?” demiş. Askerler:
“Hele sen bir beğen bakalım” demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline.
“Ne olacak şimdi” demiş.
“Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı” demiş.
Adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişah’a haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş:
“VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT!”

Kıssadan Hisse ,

Osmanlı Adaleti

Kasım 30th, 2008

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafetle Kuşlar Çarşısı’nı gezer. Burada, avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.

Bir ara gözü kekliklere ilişir Padişahın. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, “Tane işi satış fiyatı 1 altın” yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.

“Hayırdır” der satıcıya, “Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?”

Satıcı, “Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor” der. “Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar” diye ekler.
“Satın alıyorum” der Padişah, “Al sana 500 altın…” Parayı verir ve hemen oracıkta kekliğin kafasını keser.

Adam şaşırıp, “Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi” diye dövünürken;

Padişah gürler: “Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç ölümdür…”

Kıssadan Hisse , , ,

Niye Ben?

Kasım 19th, 2008

Efsane Wimbledon tenis oyuncusu Arthur Ashe AIDS’den ölmekteydi. Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:

“Neden Tanrı böylesine kötü bir hastalık için seni seçti?”

Read more…

Kıssadan Hisse , , , ,

Öldür Öyle Git

Kasım 11th, 2008

Öldür Öyle Git
-Veda-

Ardına bakmadan
Veda bile etmeden
Hem de bir hiç uğruna
Gidiyorsun demek ha

Geride bıraktığın yaralı yüreği
görmeden
dünyayı yoluna sermiş
bir ben
kalbini mi kırmışım yoksa
bilmeden

Read more…

Şiir ,

Sana Hizmet Etmek İstiyorum

Ekim 23rd, 2008

Sana hizmet etmek istiyorum.Rivayet edildiğine göre, bir adam Isâ aleyhisselâma gelerek:

“Seninle birlikte olmak ve sana hizmet etmek istiyorum.” dedi. İsâ aleyhisselâm onu kırmadı ve yanına aldı. Bir süre sonra ikisi bir yolculuk yaptılar. Azık olarak da üç ekmek götürdüler. Bir nehrin kenarına geldiklerinde mola verdiler ve ekmekleri çıkarıp her biri bir tane yedi. Geriye de bir ekmek kaldı. İsâ aleyhisselâm nehire inip su içti ve döndü. Kalan ekmeği yerinde göremeyince adama:

“- Kalan ekmeği kim aldı? Ekmeğe ne oldu?” dedi. Adam:

“-Bilmiyorum.” dedi. Kalkıp yola devam ettiler. Bir yerde bir geyik gördüler. İsa aleyhisselâm geyiği çağırdı ve geyik yanlarına geldi. Bunlar onu kestiler ve bir kısmını kavurup yediler. Ondan sonra İsa aleyhisselâm ölü geyiğe:

“Allah’ın izniyle diril.” dedi. Geyik dirildi ve kalkıp gitti. İsa aleyhisselâm adama:

“-Bu mucizeyi gerçekleştiren Allah teâlâ hakkı için, ekmeği kim aldı? Ekmeğe ne oldu?” dedi. Adam, ilk sözünü tekrarlayarak,

“-Bilmiyorum.” dedi. Yollarına devam ettiler ve bir denize geldiler. İsa aleyhisselâm adamın elinden tutup birlikte denizin üzerinde yürüdüler. Karşı sahile vardıklarında İsa aleyhisslâm:

“-Bu mucizeyi gerçekleştiren Allah teâlâ hakkı için, ekmeği kim aldı? Ekmeğe ne oldu?” dedi. Adam, yine:

“-Bilmiyorum.” dedi. İsa aleyhisselâm sahildeki kum ve çakıllardan bir yığın oluşturdu. Ondan sonra ona:

“-Allah’ın izniyle altın ol.” dedi. Ve demesi üzerine kum ve çakıl yığını altın hâline geldi. İsa aleyhisselâm adama dönüp:

“-Bu altınların üçte biri bana, üçte biri sana, üçte biri de ekmeği alana olsun.” dedi. Adam bu sözü duyunca, hemen:

“- Ekmeği ben aldım.” dedi. İsa aleyhisselâm:

“-Madem ki, ekmeği sen almışsın, altınların hepsi sana olsun.” dedi ve adamı altın yığınıyla baş başa bırakıp ayrıldı. Adam, altınları nasıl götüreceğini düşünürken, iki adam çıkıp geldiler. Bunlar onun önünde altınları görünce, kendisini öldürüp altınları almak istediler. Adam onlara:

“-Beni öldürmeyin, altınları aramızda bölüşelim.” dedi. Altınları bölüştüler ve her birine dünyayı satın alabilecek kadar altın düştü. Ondan sonra kendi aralarında:

“-Birimiz şehre gitsin, yiyecek ve içecek alıp getirsin. Yiyip içelim ve zenginliğimizi kutlayalım.” dediler. Onlardan birisi kalkıp şehire gitti ve bol miktarda yiyecek ve içecek aldı. Ancak bunları alırken, kendi kendine: “Bu şeylerin içine zehir katayım ve adamları öldüreyim. O zaman bütün altınlar bana kalır.” dedi. O bunu düşünürken, iki adam da:

“Bu adam gelince, onu öldürelim ve altınlar yalnızca ikimize kalsın.” dediler. Şehire gitmiş olan adam, zehirlediği yiyecek ve içecekleri getirince, iki adam üstüne çullandılar ve onu öldürdüler. Ondan sonra da oturup onun getirdiği şeyleri yemeye başladılar. Fakat bu şeyler zehirli oldukları için kendileri de düşüp öldüler. Bir müddet sonra İsâ aleyhisselâm dönüp o yerden geçti ve üç adamı da altın yığınının yanında ölü buldu. Bunun üzerine, kendi kendine:

“-İşte dünya budur. İnsanları aldatıp kendine çeker. Fakat onlara teslim olmaz. Onları ayağına getirir ve ondan sonra öldürüp müstahaklarını verir.”

Kıssadan Hisse

Bu İlk Gidişin

Ekim 15th, 2008

Bu ilk gidişin işte gidiyorsun
Alıp götürdüklerin ve kalanlarla ben
Yüreğindekileri kazıyabilirmisin ki
Gözlerinden gözlerimi silebilirmisin ?

Bu ilk gidişin işte gidiyorsun
Bu şehirde dolaşabilirmisin
Yüreğinin sızlamayacagı
Gözlerini kapatmayacagın
Bir yere bakabilirmisin ?

Bu ilk gidişin işte gidiyorsun
Yüreğini al eline
Yaşananları yükle gözyaşlarına
Ve beni dinle yağmurda…

Bu ilk gidişin işte gidiyorsun
Yalnızlığınla başbaşasın artık
Kimsesizliğin sancısını hisset
Arkanda bıraktıklarına ağla
Pişmalıgının farkına var
Ama asla geç kalma…

Bu ilk gidişin işte gidiyorsun
Bu ilkin son olsun…

Murat Elbeye

Şiir

İstemem Üzülmeni..! (Dedi ve Gitti..)

Ekim 14th, 2008

İstemem Üzülmeni..!
(Dedi ve Gitti..)

Yer ayırma bana yüreğinde..
Öyle büyük olmasın ayırsan da..
Bir gün bende yok olurum bilinmeze..
Ve yokluğum,
Ayırdığın yer kadar derin olur yüreğinde..
İstemem üzülmeni..
Bilirim acıların neler getirdiğini,
Ve bilirim yoksunluğun nasıl buz kestiğini..
Dedi..

Ürkek kumru gibi kaçarım senden,
Acıların ortasında kalmışım ben,
Seni de katmak istemem hüzünlerime..
Kumru olsam da,
Uçamam sevdaya..
Bir gün yolumu kaybederim,
Kanadım kırılır kalırım..
İstemem üzülmeni..
Ve bilirim kırılmanın nasıl acı verdiğini…
Dedi..

Korkak bir sevdaya tutuldum…
Mecnun oldum, kör oldum,
Uğrunda her şeyden geçtim de..
Gün geldi değmediğini gördüm..
Hayallerin, kalplerin tuz oluşunu bildim
İstemem üzülmeni..
Ve bilirim kanayan yaraya tuz basmanın acısını
Dedi..

Karşı gelemem, dayanamam kalırım..
Yine severim, yine mecnun olurum,
Uğrunda her şeyden geçerim de belki..
Gün gelir değmediğini görürsem,
Yolunda ölürüm..
Ecelim olursun biterim..
İstemem üzülmeni..
Geride kalmanın acısını bilirim..
Ve bilirim acılarla yaşamanın nasıl hazin olduğunu
Dedi..
Çekti ve gitti..

…..
…….
korkakça yaşadığı hayata,
bir şans dahi vermeden…
kapattı yüreğinin kapılarını..

Alişan Yılmaz

Şiir

Şimdi Sen Yoksun Ya…!

Ekim 14th, 2008

Şimdi sen yoksun ya..
öyle garip, öyle yetim ki yüreğim
yaşamaktan geçtim, nefes alamaz oldum
ah bir görebilsem seni
ah bir gözlerine bakabilsem
yüreğine dokunabilsem
elini tutmak istesem çok mu olurum
ya dudaklarından öpmek istesem..
sarılsam sana söyle,
sarılamadığım tüm zamanlar için..
acısı dinse sensizliğimin.
aç kalmış yüreğimi doyursan sevginle.

Sahi….
sen hiç acıkmaz mısın

Yok yok çok oldu biliyorum

Şimdi sen yoksun ya..
sana dair herkesten sakladığım gülüşlerim soldu
sadece seninle dolu olan yüreğim kanadı
senden başkasını görmeyen gözlerim ağladı
sensizlik sardı dünyamı
hani içinde sadece senin olduğun
seninle yaşadığım dünyam

Şimdi sen yoksun ya
dünyam yok
ben yok

Yok yok çok oldu biliyorum

hani şöyle bir sesini duyabilsem, seviyorum desen.
bu bile yeterdi yaşamam için

Sanırım gözlerim ağlıyor yine…

Alişan Yılmaz

Şiir

Çınar Gibi Olmalı

Ekim 14th, 2008

Sevgilin olmalı…
…yanında huzur bulduğun…
ayrı geçen anlarında onu düşündüğün
ya da bir dostun olmalı, sen gizlice sevmelisin..
o bilmemeli nasıl sevdiğini…
aşık olmalısın delice…
özgürce..
korkmadan söylemelisin sevdiğini..
ve hiç kimse umurunda olmamalı
öyle bir sevmelisin ki…
bıkmalı ayrılıktan, onsuzluktan…
mutluluk olmalı bir de…
senin gözlerinde başlamalı…
onun yüreğinde bitmeli cümleler…
düşünmemeli yarını, hep bugünde olmalı…
kaçırmamalı güzellikleri, mutlulukları…
öyle sevmelisin ki…
kelimeler yetmemeli onu anlatmaya..
neden sorularının cevabı hep ismi olmalı…
aşk olmalı, sevgi olmalı..
aşık olmalı, sevgili olmalı…
bir de kaçmamalı, korkmamalı..
benim gibi olmalı…
senin gibi olmalı…
aşk sen… sen, ben olmalı..

aşkın da… aşkım da…
çınar gibi olmalı…

Çınar
Alişan Yılmaz

Şiir