Albert Dürer’in Elleri

Yandaki resmi yeni görenler olmuştur veya bilenler yeniden hatırlamışlardır.  Bu eller ünlü alman ressam Albrecht Dürer’in kardeşi Albert Dürer’in ellerinin resmidir. Albrecht Dürer bu resme (Hands) Eller adını vermiştir ama resim içinde daha çok şey barındırır.

Ben biraz özet olarak anlatayım daha sonra da internette bulduğum daha masallaştırılmış halini paylaşmak istiyorum.

Albrecht ve Albert kardeşler 15.yy’ ın başlarında Almanya’nın Nürnberg şehrinde yaşayan bir ailenin 18 çocuğundan ikisidir, Albrecht ve Albert resim konusunda çok yeteneklidirler fakat sadece maden işçiliği ile geçinen bu ailenin iki çocuğunu okutacak gücü yoktur.

İki kardeş aralarında bir anlaşma yapmaya karar verirler, kura çekeceklerdir ve kazanan kardeşi diğeri çalışarak okutacaktır. Sonra okuyan geri gelip diğerini okutacaktır.

Kurayı Albrecht kazanır ve okumaya gider çok büyük başarılara imza atar okulunu okur ve evine döner. Kutlamak için evde yemek verilir ve kadeh kaldırılır. Albrecht kardeşine -”Sıra artık sende sende kouyacaksın” der. Fakat Albert artık okuyamayacığını söyler, sebebini soran kardeşine şu açıklamayı yapar;

-Maden de çalışırken her bir parmağım defalarca kırıldı ve ezildi artık bu ellerle ne kalem tutabilirim ne de fırça.

Bu sözler üzerine Albrecht kardeşinin kendisi için gösterdiği büyük feragatı resmetmek istedi ve orda eğri ve kırık parmaklarını çizdi.

Aşağıda ki de biraz daha açıklanmış halidir;

On beşinci yüzyılın başlarında, Nürnberg yakınlarında oldukça fakir bir aile yaşardı. On sekiz çocuklu ailenin reisi oldukça mütevazı kazancını çocuklarına yetirmek için günde on sekiz saate yakın çalışırdı. Gerektiğinde konu komşudan yardım da gelirdi.

On sekiz kardeşten ikisi, Albrecht ve Albert, bu umutsuz durumlarına rağmen, kalplerinde gizliden gizliye bir hayali büyütürlerdi. Her ikisi de usta bir ressam olmak istiyordu; ama babalarının kendilerini şehirdeki sanat akademisine gönderemeyeceğ

ini gayet iyi biliyorlardı.
Günler, geceler süren tartışmalardan sonra iki kardeş ortak bir karar aldılar.

Yazı tura atmaya karar verdiler. Yazı turada kaybeden maden ocağında çalışacak, kazandığı ile kazanan kardeşinin sanat akademisindeki masraflarını karşılayacaktı. Sonra da kazanan kardeş, dört yıl sonra mezun olduğunda, ya resimlerini satarak ya da gerekirse madende çalışarak diğer kardeşi okutacaktı.

Bir sabah fısıltılı dualar eşliğinde yazı tura attılar. Yazı turayı Albrecht kazandı ve Nürnberg’deki sanat akademisinin yolunu tuttu.

Albert ise maden ocağının yolunu tuttu. Dört yıl boyunca kardeşine para gönderdi.
Albrecht’in karakalem ve yağlıboya resimleri akademide hemen herkeste hayranlık uyandırmıştı. Öyle ki daha mezun olmadan hatırı sayılır paralar kazandı.

Genç sanatçı mezun olup köyüne döndüğünde, kalabalık ailesi evlerinin verandasında yemekteydi. Uzun sohbetlerin ardından, Albrecht ayağa kalktı, kardeşi Albert’in elinden tutup kendisine yaptığı eşsiz iyiliği anlattı.

Albrecht, Albert sayesinde hayallerini gerçekleştirmişti. Sonra sözlerini şöyle tamamladı:
”Ve şimdi, benim fedakâr kardeşim Albert, sıra senin. Şimdi Nürnberg’e gidip hayallerini gerçekleştirebilirsin. Masraflarını ben karşılayacağım.”

Herkesin gözü Albert’e döndü. Albert, oldukça solgun yüzünü yıkayan gözyaşlarını gizlemeye gerek görmeden, başını “hayır, hayır!” anlamında sağa sola sallıyordu. Albert, sonunda kalktı ve gözyaşlarını sildi. Kardeşlerinin, anne babasının yüzlerinde gezdirdi gözlerini. İki elini de sağ yanağına yapıştırıp yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

“Hayır, kardeşim. Nürnberg’e gidemem. Benim için artık çok geç. Dört yıllık maden işçiliği ellerime neler yapmadı ki! Her parmağım en az bir kere ezilip kırıldı. Son zamanlarda, sağ elimde dayanılmaz romatizma ağrıları da başladı. Bir bardağı bile zor tutuyorum. Nasıl olur da karakalem, yağlıboya çalışırım ki?.. Parmaklarım fırça tutacak inceliği çoktan kaybetti. Hayır, kardeşim, hayır… Benim için artık çok geç.”

Bu buruk konuşmanın üzerinden 450 yıldan uzun bir süre geçti. Bugüne kadar Albrecht Dürer’in yüzlerce portresinin yanı sıra karakalem, suluboya, yağlıboya resimleri dünyanın sayılı müzelerinin duvarlarını süsledi. Fakat bunlar içinde hiçbiri Albrecht Dürer’in o günkü yemekten sonra yaptığı karakalem çalışması kadar ünlü olmadı. Bugün yeryüzünde birçok çalışma masasının üzerini süsleyen, birçok duvarda asılı duran bu resim Dürer’le eşleştirildi; hatta Dürer’den daha çok bilinir oldu.

Albrecht Dürer, kardeşi Albert’in kendisi için gösterdiği feragati resmetmeye niyetlendi. Kardeşinin maden ocağında çalışmaktan eğri büğrü olmuş parmaklarını ve kırış kırış avuçlarını bütün detaylarıyla çizdi. Resimde Albert’in ince parmakları göğe doğru yönelmişti. Avuçların içi sanki gökten bir yağmur bekliyormuşçasına açıktı. Dürer, bu çalışmasına basitçe “Eller” adını verdi. Fakat insanlar, böylesine açık avuçlara ve göğe yönelmiş parmaklara her kalbin içini ısıtan bir sırrı doldurdular.

Bozuk para yere düştüğünde, Albrecht’in sanatçı olma duası, Albert’in de bir sanatçının en ünlü eserine model olma duası kabul edilmişti. Dürer’in “Eller”i, böylece, “Dua Eden Eller” olarak anıldı.

  1. Erzurumlu
    Mar 3rd, 2010 16:24

    İlginç =) teşk

  2. İsimsiz Blogcu
    Mar 30th, 2010 11:28

    Süper bir hikaye